SÜMBÜL EFENDİ HAZRETLERİ’NİN HAYATI


16. yüzyıllarda yaşamış İstanbul’da bulunan çok büyük Evliyalardandır.

Halvetiye Tarikatının Cemaliyye Şubesinin Sümbüliyye kolunun kurucusudur.

Babasının Adı : Ali
Dedesinin Adı : Kaya Bey

Sümbül Sinan Hz.leri : 1475 - 1529 yılları arasında ( H. 880 – 885 ) Amasya’nın Merzifon ilçesine bağlı Borlu kasabası’ nın Hamidali Nahiyesinde dünyaya geldi.

Adı : Yusuf ’tur.

Konuşması ve davranışları ile ; Kızmayan , Sakin , Nazik , İlim ve irfan sahibi bir insan olduğu için de Dinin süsü anlamına gelen “ ZEYNÜDDİN ” lakabını almıştır.
En kaba hareketler karşısında bile inceliğini sabrını , sakinliğini ko ruması üzerine de ( başak , filiz ) anlamlarına gelen “ SÜMBÜL ” lakabıyla anılmaya da başlanmıştır.

Bu adı almasının nedeni ise : Rivayete göre bir gün Sümbül Sinan Efendi vecd halindeyken bahçede ki Sümbüllerin Yüce Mevla’yı tesbih ettiklerini görmesi ve o tarihten sonra hiçbir çiçeği koparmamasıdır. Ayrıca Sümbül Efendi Hazretlerine ; Sinan veya Sinanüddin de denilmiştir.

Dünyaya teşrifleri ile herkesi hayran bırakmış , çevresini sevince boğmuştur.
Bazı davranışlarını inceleyen yakınları , Babası Ali Bey’e “ Mâşallah ” bu çocukta bir başkalık görünüyor. Umarız ki büyük bir Şeyh olur. ” dedikleri de rivayet edilmektedir.

Çocukluk hayatı sakin ve uslu geçmiştir. Arkadaşları , günlerini oynamakla geçirirken , o oyun oynayan arkadaşları ile takılmaz , bir kenara çekilerek büyük bir adam gibi hep düşüncelere dalardı.
İlk tahsil ve bilgilerini dedesi ve babası yardımıyla elde etmiş , Kasabanın Âlimlerinden , Hocalarından İlim , Bilim ve Kıraat bilgisi almıştır.
14 yaşına kadar doğduğu yerde Merzifon’da kalmış , ilk Medrese tahsilini de orada tamamlamıştır.

Sümbül Efendi bâtınî ilimlere karşı büyük bir ilgi duyuyordu. “ Hüdaye ” ve “ Mevakıf” ı ” ezberlemişti. İlme karşı duyduğu bu istek , o’ nun bu bâtini ilme olan düşkünlüğü , öğrenme hevesi , 14 yaşındayken Merzifon’dan ayırarak zamanın ilim dünyasının merkezi olan İstanbul ‘a getirmiştir.

Burada Fatih Sultan Mehmet Han ve İkinci Beyazıt Han devrinin meşhur Alimlerinden olan Efdal - Zâde Hamidüddin Efendi’den ders aldı.

Öğrenciliğinde Tasavvufa karşıydı. Arkadaşlarından birisi : Sultan İkinci Beyazıt’ın Sadrazamı Kocamustafapaşa’nın Yedikule’de yaptırdığı Dergahın Müderrisliğini , Hocalığını yapan Sultan İkinci Beyazıt’ın da Hocası olan Çelebi Halife diye meşhurlaşan Muhammet Cemalettin Efendi ( Cemalettin-i Halveti Hazretleri ) nin sohbetine katılıyordu.

Sümbül Sinan , zaman zaman bu arkadaşına : “ Sen gönlünü Sofilere bağlamakla onlardan ne umuyorsun ? ” derdi.

Bir gün , güzel bir tesadüf eseri , arkadaşı ile Sümbül Sinan yolda Cemâllettin Halife Efendi ile karşılaşırlar ve arkadaşı : “ İşte bizim Efendimiz geliyor ” deyince Sümbül Sinan arkadaşının kulağına eğilerek ” Pilâv aşkı bir sofiye benzer” der. Buna aldırmayan arkadaşı : “ İnsanı uzaktan görmekle kıyafetine bakmakla şöyle veya böyle hüküm verilmez. Gel beraber bir kere toplantısında bulunalım , sohbetini bir dinle , sora ne dersen de ” diyerek Yusuf Sinan’ı ikna eder. Sohbete giderler ve sohbet esnasında Çelebi Efendi Sümbül Sinan’a dönerek : “ Dileyen ister , ister vasıl eyler. Bir nazarla maksudun hasıl eyler ” diyerek ona bakar. Bu bakış Sümbül Sinan’ı kendinden geçirip kalbine ok saplanmışçasına bayıltacak şekilde etkilemiştir.

Cemalettin Halveti Hazretleri , Sümbül Efendinin başını dizine alarak :
“ Getirin benim Sümbül’ümün feracesini , kendim elimle giydireceğim ” der. Bu esnada Sümbül efendi ayılarak kendine gelmiştir. Hatasını anlayarak Şeyhin elini öperek pişmanlık duyar.


Bu olaydan sonra Sümbül Sinan Efendi rüyasında bir kuyunun başında toplanmış ve kuyudan kovalarla su çekmek isteyen insanlar görür. Kendisi de bunların yanına yaklaşınca su içmek ister ve kuyunun başına vardığında derindeki suyun kuyudan taştığını görür. Kuyunun ağzından Taşan suyla susuzluğunu gidererek uyanır ve sabahleyin hemen şeyhinin yanına koşarak rüyasını anlattığında Şeyh Çelebi : Ey benim Sümbülüm , ilahi feyizleri başkaları güçlükle elde ediyorlar , sen ise kolaylı elde edeceksin. O halde ne duruyorsun , rüyanın gerçek olmasını istemez misin ? deyince hemen Şeyh Hazretlerine bağlanır ve Halveti tarikatına ilk adımını atar.

Nefsini terbiye etmek için dört yıl Halvet hücresine girerek çilesini dolduran Sümbül Efendi , Çileden sonra Halifelik verilerek bildiklerini pekiştirmesi için Mısır’a gönderilir. Şeyh Çelebi Efendi müritlerine : “ Dervişler Sümbül’ü görün başkalarının kırk yılda elde edeceklerini , o dört yılda bulup gerçek sırrına kavuştu. Derviş dediğin böyle olmalı ” diyerek Sümbül Efendiyi över , hem de onu diğer dervişlere örnek gösterir.

1493 - 1494 yılları arasında ( H .899 – 900 ) Mısır’a giden Sümbül Efendinin burada üç yıl kaldığı tahmin edilmektedir.

Mısır’a görevlendirilen Sümbül Sinan’ın görevi , Mısır halkına Ehl - i Sünnet îtikatını bildirmek , Allah’ü Teala’nın emir ve yasaklarını öğretmektir.

Mısır hükümdarı Emin Kaçmaz Sultan , Sümbül Sinan Hazretlerine büyük saygı gösterdi. Kendi yaptırdığı camide halka , Hak ve hakikati anlatma görevi verdi. Mısır’ın âlim ve evliyâları , Sümbül Sinan Hazretlerinin yaptığı sohbetlerden onun büyük bir âlim ve veli olduğunu anlarlar. İlmine hayran kalırlar. Kur’an-ı Kerime , Sünnete olan bağlılığını , alimlerin ictihatlarına uymadaki gayretlerini pek beğenirler. Bu sebeple ona saygı ve hürmette kusur etmemeye büyük önem verdiler. Sümbül Sinan Hazretleri , Mısır da üç yıl boyunca insanlara dinin emir ve yasaklarını öğretti. Hasta kalplere şifalar sundu. Başta hükümdar olmak üzere herkese kendini sevdirdi.

İkinci Beyazıt zamanında İstanbul’da büyük bir deprem olmuş ve deprem sonrası tayn ve veba hastalıkları yaygınlaşarak birçok kişinin ölümüne neden olmuştu. Bunun üzerine İkinci Beyazıt bu derdin devlet üstünden kaldırılması için Çelebi Halife Hazretlerine gelerek , Çelebi Halife ile kırk müridinin Hacca gitmelerini istemesi üzerine Şeyh Çelebi Mısır’da bulunan Sümbül Efendi’ ye de haber göndererek hacca gelmesini istedi. Kendisi de hazırlık yaparak yola çıktı. Üsküdar’ı geçtiğinde Allah’ü Teâlâ’nın izni ile veba salgını durdu.
Hastalıktan kısa sürede eser kalmadı. Buna Halk ve padişah çok sevindi , Padişah : Çelebi Halife Hazretlerine , gitmenize lüzum kalmamıştır isterseniz geri dönebilirsiniz dedi. Çelebi Halife Hazretleri : “ Sultanım ! madem ki bu hayırlı yolculuğa niyet ettik bu Hac vazifemizi yapıp Osmanlı Devletinin selameti için dua ve niyazda bulunalım. Allah’ü Teala’nın devletimize vei siz Sultanımıza hayırlı uzun ömürler vermesi için yalvaralım ” dedi. Sultanın izni ile yola çıktı.

Mısır’da bulunan Sümbül Efendi ise Şeyhinin mektubunu alır almaz : “ Allah’ü Teala’nın bütün işleri hikmetlidir kim bilir , bu yolculukta da ne hikmetler gizlidir ” diyerek hazırlıklarını yapıp Mısırlılarla vedalaştı. O yıl Hacca gideceklerle yola çıktı. Uzun bir yolculuktan sora Mekke-i Mükerreme ’ ye vardılar. Sümbül Sinan Efendi Hac görevini yerine getirirken , İstanbul’dan gelen hacılarla görüştü. Onlar ; Şam’dan dokuz konak mesafede Tebük veya hassa korusunun olduğu yere geldiklerinde , Çelebi Halife Hazretlerinin vefat ettiğini söylediler. Bir de vasiyeti olduğunu , Bu vasiyeti Sümbül Sinan’a veriniz diye emrettiğini bildirdiler. Sümbül Sinan Hazretleri , Efendisi Çelebi Halife Hazretlerinin vefatına çok üzüldü, Vasiyet mektubunu açtığında şunları gördü


ÇELEBİ HALİFE’ NİN
SÜMBÜL EFENDİ’YE
VASİYETİ

Kendisinin ; Kâbe - i Muazzama ’ ya gidecek hacıların yolu üzerine defnedilmesini.
Sümbül Sinan’ın İstanbul’a gidip Kocamustafapaşa Dergâhındaki Talebelere ders vermeye başlaması.
Çelebi Halifenin Kızı olan Safiye Hatun ile Sümbül Sinan’ın evlenmesi.

Sümbül Sinan Efendi Hac görevini ifa ettikten sonra bu vasiyeti yerine getirmek üzere İstanbul’a hareket etti.

Daha önce İstanbula giden hacılar tarafından , Çelebi Halife Hazretleri ’ nin vefat ettiği , Sümbül Sinan Hazretlerini yerine Halife bıraktığı haberi İstanbul’a gitmişti. İstanbullular Sümbül Efendiyi büyük bir kalabalık halinde karşıladılar. Kocamustafapaşadaki Dergahta bulunan talebeleri de yeni Hocaları Şeyhleri Cenab-ı Hz. Pîr Yusuf Sümbül Sinan Hazretlerine büyük bir hürmetle bağlandılar.
Sümbül Sinan Hazretleri Şeyhinin vasiyeti üzerine Safiye hanım ile evlenmiş ve tekkede otuz üç yıl ( 33 ) Şeyhlik yaparak talebelerini en güzel şekilde yetiştirmiştir.

Bir taraftan tekkedeki vazifelerini yürüten ve diğer taraftan da Fatih ve Ayasofya Camilerinde Vaaz eden Sümbül Efendi , Vaazların da hep Kur’an Tefsiri ile meşgul olurdu. Talebeleri içinde merkez Musa Muslihuddin Efendiyi çok severdi Merkez Efendi ( Muslihuddin Musa Efendi ) küçük yaşta memleketinde yaptığı ilk tahsilinden sora , Bursa ve İstanbul’daki Medreselerde okuyarak yetişen alim ve evliyaların büyüklerindendir. Sümbül Efendiyle tanışması da şu şekilde olmuştur :

Merkez Efendi , Kocamustafapaşa’da , Sümbül Sinan Hazretlerinin şöhretini işitmiş , ama bazı kimselerin onun hakkında yaptıkları dedikodular sebebiyle , bir türlü gidip sohbetine katılamamıştı. Bir gün rüyasında : Sümbül Efendinin Merkez Efendinin oturduğu eve geldiğini , Merkez Efendinin o’ nu içeri almamak için annesi ile birlikte kapının arkasına pek çok eşya koyarak , üzerine oturduklarını ancak Sümbül Efendinin kapıyı zorlamasıyla, kapının ardına kadar açıldığını ve annesi ile birlikte yere yuvarlandıklarını görür. Bu sırada uyanarak yaptığı hatayı anlar.
Sabahleyin Sümbül Sinan Hazretlerinin huzuruna gitmeye karar verir. Sabahleyin , Sümbül Sinan’ın Camisine gidip vaaz ettiği kürsünün arkasına , Sümbül Efendiye görünmeden oturdu. Sümbül Sinan Hazretleri , vaaz esnasında Taha suresinin bazı Ayet-i Kerimelerinin Tefsirine başladı. Tefsirden sonra : “ Ey cemaat bu tefsirimi siz anladınız , hatta Muslihuddin Musa Efendi de anladı ” buyurdu. Sonra aynı Ayet-i kelimelere daha yüksek manalar vererek Tefsir ettikten sonra tekrar “ Ey Cemaat ! bu tefsirimi siz anladınız , Muslihuddin Musa efendi anlamadı ” dedi. Merkez Efendi ikinci defa anlatılanlardan bir şey anlamamıştı. Sümbül Sinan Hazretleri o gün Taha suresini yedi farklı şekilde tefsir etti. Merkez Efendinin kürsü arkasında olduğunu görmediği halde , orada olduğunu anlattı.
Vaazdan sonra herkes camiden çıktı. Sadece Sümbül Efendi kalınca Muslihuddin Musa Efendi huzura varıp elini öptükten sonra af diledi. Sümbül Efendi de : “ Ey Muslihiddin Musa Efendi ! Biz seni genç ve kuvvetli biri sanırdık , meğer sen ve anneniz de çok yaşlanmışsınız. Akşam bizi kapıdan içeri sokmamak için gösterdiğiniz gayrette başarı olamamanız bunun delili değimlidir. Ne dersiniz ? Kapı açıldı ama ikiniz de yere yuvarlandınız ” deyince Muslihuddin Musa Efendi iyice şaşırdı. Pek çok özürler dileyerek ağlamaya başladı. Affına sığınıp talebeliğe kabul edilmesi isteğinde bulunda
Sümbül Efendi de kendisini kabul ettiğini dergahta hizmete başlamasını söyledi.
Bir müddet sonra kızıyla evlendirerek kendisine damat eyledi.

Cenab-ı Hazreti Pîr Yusuf’u Sümbül Sinan Kaddese Sirrahül Mennan Hazretleri bundan sora da İstanbul halkına irşada devam etmiştir.

Devrin padişahları Sümbül Sinan Hazretlerinin dergahına gelir , ondan feyz almaya çalışırlardı. Cuma günleri ve mübarek gecelerde İstanbul’un büyük camilerinde de halka vaaz ve nasihatlerde bulunurdu..


SÜMBÜL SİNAN HZ. LERİ İLE YAVUZ SULTAN SELİM HAN ARASINDA GEÇEN BİR OLAY

Yavuz Sultan Selim : Taht Konusunda Şehzade Ahmetin Kocamustafapaşa’ ile münasebeti bulunduğu anlaşılmıştı.
Yavuz Kocamustafapaşa’ya kızar ve Paşanın Camisini yıktırmak üzere emir verir. Camiyi yıkmaya gelenler Sümbül efendinin heybetinden korkarak geri döner ve Yavuz Selim’e gelirler Bu işe sinirlenen Yavuz Selim , “ Kendim varayım ve onu yerle bir edeyim der , yola çıkar. Yavuz Selim oraya vardığında Sümbül Efendiyi karşısında görür ve niyetinden vazgeçer. Şeyhin hal ve hatırını sorar sohbet sırasında “ Sizleri ziyarete geldik ” diyerek maksadını gizlemeye çalışsada Sümbül Efendi “ Padişahların fermanlarını yerine getirmek gerekir. Hiç olmazsa şu Medreselerin bacalarından bir kaçını yıkın ” diye müridlerine emir verir. Bunun üzerine Yavuz Selim sırtındaki beyaz sofa kaplı Samur Kürkü Sümbül Efendiye hediye ederek saraya döner.
Hangi maksatla gittiğini ve ne yaptığını bilemeyen nedimeleri şaşkınlık içersinde zorda olsa “ Padişahım şaşkınlığımızı bağoşlayınız diye uatanarak olanları anlayamadıklarını arzederler PADİŞAH “ Siz ne söylersiniz , Şeyhin yanında iki Arslan ve iki arslana binmiş iki tanede süvari vardı. Arslanlar kükreyip duruyorlardı. Hem onlardan çekindim , hem de Şeyh Hazretlerinden utandığım için fikrimden vazgeçtim” demiştir.

Sümbül Efendi Hazretleri : 50 - 55 yaşlarındayken Eylül 1529 ( H. Muharrem 936 ) tarihinde vefat etmiştir. Cenazesi Fatih Camiinde kılınmış ve vasiyet ettiği Kocamustafapaşa Hânkâhına getirilerek Hânkâhın haremine defnedilmiş ve üzerine türbe yaptırılmıştır.


ESERLERİ

1 - Risâletü’l - Etvâri’s - Seb’a
2 - Risâle-i Tahkıkiyye
3 - Risâle Fi’z - Zikr
4 - Tezkire-i Halvetiyye


Derleyen

Mehmet ADIĞÜZEL
Sümbül Efendi Erkek
Kur’an Kursu
2005 Mezunu